Tahtalı Dağı, Türkiye’nin Antalya ilinde bulunan ve Akdeniz’e kıyısı olan bir dağdır. 2.365 metre yüksekliğiyle bölgenin önemli turistik ve doğal güzelliklerinden biridir. Tahtalı Dağı, Beydağları Sıradağları üzerinde yer alır ve Antalya kent merkezinin yaklaşık 50 kilometre batısında bulunur.
Dağ, zengin bitki örtüsü ve çeşitli fauna türleriyle ünlüdür. Ormanlık alanlarda çam ve meşe ağaçları yaygındır. Eğer Antalya’nın biraz batısındaki tatil yörelerinden birinde zaman geçirmişseniz, sahilde güneşlendiğiniz bir zamanda arkadaki heybetli Tahtalı Dağı’nı veya mitolojik ismiyle Olimpos Dağı’nı (Mount Olympus) muhtemelen görmüşsünüzdür. Turistlerin ilgi odağı olan bu dağın zirvesine çıkış yapmak isteyenler için teleferik hizmeti bulunduğunu da hatırlatayım.
Tahtalı ile ilgili yukarıdaki giriş ne kadar sıradan geliyor değil mi?Biz tabi ki bu dağa çıkmak için teleferik kullanmayacaktık. Onun yerine her yıl Mayıs-Haziran ayları arasında düzenlenen Tahtalı Run To Sky yarışı kapsamında zirveye ulaşacaktık. Haziran sonunda katılacağım Lavaredo 80K parkuru için antrenman yarışı olarak 65 km’lik Berg Sky Race’i 2023’ün başında seçmiştim. Yarışın gerek gece başlaması gerekse 65 km’de 4400 metre üzerinde tırmanış içermesi Lavaredo parkurunun bir nevi ‘’simülasyonu’’ olacaktı.
Yarışın rotasını incelediğimde çoğu kısmını daha önce koştuğumu veya yürüdüğümü fark etmiştim. Benim için bilinmeyen kısımlar yarışın başındaki Kemer – Olimpos Teleferik ve teleferikten Tekirova’ya olan dönüşü kapsayan 20 kilometrelik mesafeydi.
Tekirova sonrası Likya yolunu takip ederek Çıralı’ya ulaşacak, oradan da daha önce katıldığım Tahtalı Run To Sky parkurunu koşarak zirveye ulaşacaktım. Üç cümle ile özetleyince baya kolay gözüküyor değil mi?
Yarış cumayı cumartesine bağlayan gece 00:00’da başlayacaktı o yüzden Ankara-Antalya yolculuğunu perşembe gecesi Antalya’da olacak şekilde yapmayı ve cuma gününe dinç başlamayı planladık. Bu kısım gayet başarılı oldu.
Cuma günü öğleden sonra, kaydolmak ve kitlerimizi almak için yarış alanına gittik ve işlemlerimizi hızlıca tamamladık. Her şey çok kolay oldu. Sonrasında tekrar otele döndük ve tekrar dinlenme moduna geçtik.
Son bir haftadır hava durumunu sık sık farklı kaynaklardan kontrol ediyorduk. Nereye baktıysak hava durumu değişmiyordu; cuma gecesi o yağmur yağacak, şimşekler çakacak, yıldırımlar düşecekti. Sabah saat 7:00 gibi yağmur dinecek ve öğlene doğru yani bizim dağa ulaşmaya başladığımız saatlerde yağmur tekrar başlayacak, dolu yağacak ve kuvvetli bir rüzgar esecekti. Bu nedenle tüm soğuk hava ekipmanlarımı çantama koymuştum. Bunlar: acil durum battaniyesi, kol ısıtıcıları, rüzgar geçirmez eldiven, buff, şapka, 180 gramlık iç katman, 10k’lık yağmurluk. Yağmurluk ve iç katmanı, yağmur yağdığında kuru kalmaları için ayrı ayrı poşetlemiştim.
Yarış gününün akşam yemeğinde sadece patates püresi ve biraz peynir yedim. İlk defa gece başlayan bir yarışa katılacaktım ve midemin sabaha karşı nasıl tepki vereceğini bilemiyordum. Temkinli olmam gerekiyordu.
Yarış saatine doğru artık çantalarımızı hazırlamış, jellerimizi, tuz haplarımızı paketlemiş ve ertesi sabah zirvede tekrar görüşmek için arkadaşlarımızla vedalaşmıştık. Yarış boyunca birbirimizden olabildiğince ayrılmamak için Hüseyin ile anlaşmıştık.
Başlangıç alanında aşağı yukarı 40 kişi kadardık. Beş yıldır koşuyorum belki de ilk defa bir başlangıçta bu kadar az insanla beraberdim. Meğerse bu yarışa kaydolmayanların bir bildiği varmış.
00:00:00 Kemer Start
Yarış startı verildiği anda kendimizi sanki bir 10K’lık yol yarışının içerisinde bulduk. Start asfalt zeminde veriliyor 8 km’lik mesafe asfaltta geçiyordu, dolayısıyla tüm koşucular olabildiğince hızlı koşuyorlardı. Baştaki 8 km’yi 40 dakikanın altında bir sürede tamamladık. Bundan sonrası ise ilk tırmanışın başlayacağı yer olacaktı. 4 km’de 800 metre tırmanacaktık. Bu kısım bir hayli teknik bir çıkıştı, tamamen ormanın içinden dar patikalardan çıktık. Teleferiğe yaklaştıkça sis bastırmaya başladı ve görüş mesafesi biraz düştü. Teleferiğe 1 saat 40 dakika civarında ulaşmıştık. Geriye 53 km kalmıştı.
01:40:00 Teleferik – Tekirova
Bu parkurun başındaki teknik inişi Strava’dan incelemiş ve daha önce bu yarışı kazananların hızlarını gördüğümde yolun bir hayli zorlu olacağını tahmin etmiştim; fakat bu kadar zor olacağını düşünmemiştim. Bir hayli bozuk zeminden, sarmaşıkların ve sık ağaçların arasından 4 km’lik uzun bir iniş yaptık. Yerdeki taşların düzensizliği, düşme riskini sürekli olarak beraberinde getiriyordu. Düzlüğe indikten sonraki hedef, asfalt yoldan oluşan kalan kısım üzerinden Tekirova CP’ye ulaşmaktı. Hafif yokuş aşağı eğime sahip bu kısım, belki de yarışın en kolay yeriydi. 2:57:00’da Tekirova CP’ye ulaştık. Asıl yarış bundan sonra başlayacaktı.
02:57:00 Tekirova – Çıralı
Daha önceki tecrübelerimize göre yarışın en belirleyici kısmının bu etap olduğunu düşünüyorduk. Tekirova’dan Likya yoluna saptıktan sonra 7-8 km kadar traktör yolundan gidecek, sonrasında Likya yolunun o bozuk zeminine tekrar varacaktık. Buradayken aklımızdaki tek şey yağmur başlamadan önce olabildiğince fazla yol almaktı. CP’den çıktıktan sonra yokuşlarda yürü-koş yaparak, inişlerde ise genellikle koşarak mesafeleri hızlıca kat etmeye başladık. Her şey çok iyi gidiyordu ki saatler 3:30’a geldiğinde yağmur başladı. Neyse ki hava çok soğuk değildi ve üşümüyorduk. Bu nedenle yağmurluk ve yedek kıyafetlerimizi asıl ihtiyacımız olacak olan zirve tırmanışı için saklamayı tercih ettik. Bu sırada bir yandan sağanak yağmur hızını iyice arttırmaya bir yandan da yıldırımlar düşmeye başlamıştı. Her şimşek çaktığında saniyeleri sayarak yıldırımların aşağı yukarı ne kadar yakınımızda olduğunu hesaplamayla uğraştık. Tüm olayın 2-3 km çapında bir mesafede gerçekleştiğini fark ettiğimizde ise işler daha da korkutucu hal almaya başlamıştı. Artık tek hedefimiz bir an önce Çıralı’ya ulaşmak, hiç değilse paratonerlere yaklaşmaktı. Bu kısmı hızlı koşmak için hiç mola vermedik, arada bir tane jel bile yemedik. Oysaki burası, yarıştaki en uzun ve en çok zamanı alacak CP’lerden birisiydi. Traktör yolunun bittiği ve asıl Likya yolunun başladığı kısım ise asıl mücadelenin başladığı yer olmuştu. Rotada, Likya yolu işaretlemeleri dışında özel bir işaretleme yoktu ve kırmızı beyaz işaretleri takip ederek yolu takip ediyorduk. Yağmurla beraber akan çamur yüzünden taşlar sabun gibi kaymaya başlamıştı. Hüseyin’e enerjimin iyice tükendiğini söyledim ve üzerinden 5 dakika geçti geçmedi bir anda yere yığıldım. Bacaklarımda kuvvet kalmamıştı. Bunlar iyiye işaret değildi. Her bastığımız taş ayağımızın kaymasına neden oluyordu. Bu sırada yağmur ve yıldırımlar devam ediyordu. Etrafımızdaki ağaçların dibine baktığımda bu noktalara daha önce yıldırımların düştüğü belli oluyordu. Yol böyle devam etti ve Çıralı’ya sabah 5:51:00’da ulaştık.
5:51:00 Çıralı – Ulupınar
Bir önceki etapta hiç beslenmemiş ve tamamen tükenmiştik. CP’ye gelir gelmez bir sandalyeye oturduk ki o da ne! Normalde planda gözüken sıcak içecek veya çorba bu CP’de yoktu. Hatta CP’de düzgün hiçbir şey yoktu. Olan şeyler biraz kek, meyve, kuruyemiş, gofret, Çizi ve peynirden ibaretti. Ekmek bile yoktu!
CP’de bir süre oturup beslendik. Fazlasıyla zeytin yedik. Sularımızı içtik ve tekrar yola koyulduk. CP’den Yanartaş’a kadar bir düzlük vardı ama bu düzlükte koşacak enerjimiz yerine gelmemişti. Yanartaş başlangıcına kadar yürüdük ve tırmanışa başladık. İki hafta önce antrenman için aynı yere gelmiş ve bu eğimi güle oynaya tırmanmıştık. Yarış sırasında ise Yanartaş’ın gerçekte ne kadar dik olduğunu fark ettik. Yanartaş’ın tepesine çıktıktan sonra Run To Sky’daki tek uzun iniş olan Ulupınar inişine başladık. Görece az teknik olan bu inişi bir çırpıda geçtik ve bir dere geçişi ile karşılaştık. Zaten sırılsıklam olduğumuz için suyun içine direkt daldık ve karşıya geçtik. Islak olan şey daha fazla ıslanamazdı.
Hafif tırmanışlarla ve inişlerle Ulupınar CP’ye ulaştık. Saatlerimiz 7:30 olmuştu.
7:30:00 Ulupınar – Beycik
Bu kısım artık gerçek tırmanışın başladığı yerdi. Ulupınar CP’den çıktıktan sonra direkt bir yokuşa girdik ve ardından anayolun altından geçen tünele ulaştık. Tüneli geçtikten sonra artık Tahtalı’nın eteklerine gelmiş oluyorduk. Bu bölgedeki kısımları genelde çok yorucu eğimi olmayan traktör yollarından geçtik. Beycik CP’ye yaklaştıkça ara patikalara girmemiz ve zaman zaman %30 üzeri eğim olan yerlerden geçmemiz gerekti. Aşırı teknik olan yerler çok kısa olduğu için pek yorucu geçmedi ve biraz uzun sürse de Beycik CP’ye ulaştık.
9:34:00 Beycik – Zirve
Beycik’te de CP’de sıcak herhangi bir şey yoktu. Peynir, Çizi ve zeytinle idare etmeye devam ettik.
Gerçek yarış şimdi başlıyordu. Önümüzde 8 km ve 1600m tırmanış vardı.
Yarışın bu noktasında enerjilerimizin artık tamamen tükendiği fark etmeye başladık. Yokuşları yavaş yürüyor, düzlük gördüğümüzde de kısa süre zar zor koşabiliyorduk. Arkamızdan 27K sporcuları da gelmeye başlamışlardı. Onların taze hallerini ve bizim zorlandığımız yokuşları kolayca çıktıklarını görmek hafif moral bozucuydu ama bunlar yarışın içindeki olağan şeylerdi.
CP sonrası ilk 3 km’yi yine traktör yolundan geçtik ve burası görece rahat bir yol. 3. km’de bulunan tesisteki çeşmeden sularımızı tazeledik ve kalan 5 km’lik patika tırmanışına başladık. 5 km’nin 2 km’si orman içerisinden, çok güzel bir bölgeden geçiyor. Ortam ve manzara güzel olsa da eğim hiç güzel değil ve 60 km koşmuş bacaklar için hiç iyi gelmiyor. Yine Likya yolu işaretleri ve arada koyulan parkur işaretlemelerini kullanarak yukarıya kadar kendimizi çıkardık. 1800 metrelere geldiğimizde artık ağaç dokusu yok olmaya başlamıştı. Asıl tırmanış şimdi başlayacaktı. Biz o bölgeye ulaştığımızda zirve hattına giden zigzag yol uzaktan belli oluyordu. Daha önce de zirveye bu yoldan birkaç kez çıktığımız için rotaya çok ihtiyacımız olmadı. Bildiğimiz yolu takip ederek zirveye doğru hareket etmeye başladık. Artık kış ekipmanlarını kullanmanın zamanı gelmişti. Tırmanışın başında kol ısıtıcılarını kollarıma geçirdim ve tırmanmaya başladım. 15 dakika sonra bunun tek başına işe yaramayacağını, yağmurluğumu da giymem gerektiğini hissettim ve hemen durarak yağmurluğumu giydim. Artık tek atımlık bir kurşunum kalmıştı o da sırtımdaki içlikti. İçliği en kötü durum için saklamaya karar verdim ve çıkmaya devam ettik. Bu sırada sis iyice bastırmış ve görüş mesafesi düşmüştü. İlk 1 km’lik mesafeyi bitirip 2000 metrelere yaklaştığımızda havanın iyice soğuduğunu hissetmeye başladık. Bu sırada yavaş yavaş kar yağıyordu. Zirve hattına yaklaştıkça dolu yağmaya ve ortam gerçekten çirkin bir hal almaya başlamıştı. 65 km’nin bitişi böyle olmamalıydı diye düşünürken dolu hızlanmıştı. Üzerimize her düşen dolu tanesi canımızı daha da yakıyordu. Bu sırada zirvedeki tesis belirginleşmeye başlamış ve bize ekstra bir motivasyon sağlamıştı. Tam bitirdik artık tesisin hemen altındayız dediğimiz anda önümüzden insan gövdesi büyüklüğünde bir taş yuvarlanmıştı. Neyse ki görüş alanımızdaydı da bir tehlike arz etmedi. Zorlu şartlar altında yavaş yavaş ilerleyip tesise ulaştık. Normalde tesisin açık kısmına kurulan finiş alanı, hava şartlarından dolayı tesis içine alınmak zorunda kalınmıştı. Starttan 12 saat 15 dakika sonra tesise girdik ve yarışı tamamladık. Bundan sonraki kısım artık eğlence olacaktı(!)
Eğlenceli olamadı çünkü ilk olarak yarışı bu kadar soğuk havada bitiren insanlara bir kap sıcak yemek verilebilirdi. Bu önemli bir eksiklikti.
Eğlenceli olamadı çünkü hava şartları çok çetindi. Organizasyon sert iklim şartları altında, katılımcıları koruyacak bir B planını devreye almadı. Bizden 1 saat sonra gelmeye başlayan koşucuların bir bir hipotermiye girdiğine şahit olduk.
Eğlenceli olamadı çünkü arama kurtarma için görevli profesyonel kişilerin eksikliğinden dolayı birbirimize destek olup birbirimizi kurtarmaya çalıştık.


Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!